Yusuf Baratalı yazdı:
2025’in sonuna yaklaşıp 2026’yı karşılamaya hazırlandığımız bugünlerde ülkenin ve dünyanın süregelen olağan gerginliği işlerin yoğunluğunun verdiği yorgunluğu üzerimden atmak için okumaya ağırlık vermeye başladım. Sizlere son günlerde okuduğum ve okumayı planladığım kitaplardan söz ederek yılın son yazısını da tamamlamak isterim.
Evde ve ofiste bulunan iki ayrı kitaplığımda bugüne kadar yaklaşık 7000 civarında kitap birikimi sağladım. Ancak kitap sahibi olmak benim için belli bir aşamada duracak bir eylem niteliğini aştı.
Bugüne kadar sahip olduğum kitapları okuma fırsatı bulup bulamayacağımı düşündüğüm zamanlarda da üstat yazar Umberto Eco’nun kütüphanemizde bulunan her kitabı mutlaka okuyacağımız gibi bir yük altına girmememizi, her kitabın kendi zamanı olduğunu ifade ettiği cümlelerini de hatırlayarak kendimi avutuyorum.
Bahsedeceğim ilk kitap masamın üzerinde ilk okunacaklar listesinde okumayı tamamladığım emekli Amiral Cem Gürdeniz’in Avrasya’da Jeopolitik Hesaplaşma kitabı.
Son yüzyılda Türk Ordusu’na sokulan iki hançerden biri olan Balyoz Davası sanıklarından Amiral Cem Gürdeniz görev hayatını şanlı Türk Ordusu’nda tamamlamış emekli bir asker. Asker kimliğinin yanı sıra uluslararası ilişkiler bölümü ve yüksek lisans mezunu. Amiral Gürdeniz bu kitabında öncelikle denizin ve denizciliğin siyasal, askeri ve ekonomik öneminden söz etmiş sonrasında da bu kavramlar ışığında Mavi Vatan felsefesini işlemiş.
Denizcilik ülkemiz için çok önemli bir alan. Halen dünya ticaretinin çok büyük bölümü denizler üzerinden yapılıyor. Özellikle Çin, Hong- Kong ve uzak doğu Asya ülkelerinin dünya ticaretinde ağırlığı arttıkça deniz ticareti ve ticaret yollarının önemi de artacaktır. Çünkü dünya ticaret için denize muhtaç. Orta çağ döneminde Avrupa’da hammaddenin azalması, doğu ülkelerinde efsanelere konu yeraltı ve yer üstü zenginliklerinin bulunduğu hayali Avrupa’yı denizciliğe, coğrafi keşiflere ve sonunda sömürgeciliğe itmiştir. Coğrafi keşiflerin gemilerle yapılacak olması sanayi hareketi oluşturmuş.
İnsanlar kilisenin bilimin önüne çıkardığı engelleri yıkmış, aydınlanma çağı ile birlikte düşünce özgürlüğü ve laiklik ortaya çıkmış ve sonunda rönesans ve reform hareketleri ile batı dünyası zenginlik ve refaha ulaşmıştır.
Tüm bu nedenlerle denizciliğin ekonomik ve stratejik öneminin her geçen gün arttığı bir süreçte Türk Ordusu’na kumpas kuran Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk gibi isimli davalar ve bu süreçte yaşananları geriye bakarak bir kez daha değerlendirmemiz gerekiyor.
Okumayı halen sürdürdüğüm diğer kitap ise kurmaca gerilim türünün en önemli yazarlarından Dan Brown’ın son kitabı Sırların Sırrı. Ben okumalarımı yaparken araştırma ve tarih kitaplarının arasına bir poliçe ya da benzeri bir kitap almayı seviyorum. Son yıllarda özellikle Türk polisiye ve kurmaca yazarlarını tercih etsem de Dan Brown benim için ne yazsa okunur bir yazar niteliğinde. Son kitabında süreklilik arz eden başkarakteri Profesör Robert Longdon noetik bilimin, yani aklın ve zihnin incelenmesiyle ilgilenen bir bilim dalı, alanına giriyor. İngiltere, Amerika ve Çekya arasında geçen roman gerçek ve kurguyu bir arada harmanlayarak polisiye ve gizemi bir arada okuyucuya sunuyor.
Bu yazıda söz edeceğim son kitabın yazarını internette bir kısa videoda görmüştüm. Bu videoda elinde mikrofon ve bir kamera ile sokak röportajı yapan bir muhabiri görüyoruz. Bu muhabir sokakta çevirdiği insanlara çeşitli sorular soran ancak hayatı derinlemesine irdelemeyen magazinsel bir program yapmaktaydı.
Programda güncel hayata dair magazin konuları eğlencelidir şekilde işlenmekte iken mikrofon orta yaşın üzerinde, günümüz magazin algısının güzellik kriterleri dışında bir kadına yöneldi. Programcılar belki de bu kadının dış görünümü nedeniyle biraz da eğlenebileceklerini düşünürken görünenin altından adeta bir gizli hazine çıktı.
Araştırmacı Zeliha Bürtek bu kısa röportajda mevcut ekonomik krizlerin çözülebileceğini ancak asıl büyük sorunun Türk toplumunu saran sosyal çürüme olduğunu ifade etti. Bürtek bu röportajda görünüşü gibi çok sade biçimde düşüncelerini bir tokat gibi yüzümüze çarptı. Araştırmacı bugüne kadar Türk sanat ve edebiyatında mafya, kara para ve benzeri kavramların olmadığını, ancak yaşanan sosyal ve ekonomik süreç nedeniyle bunları bugünden sonra daha fazla göreceğimizi, kısa yoldan zengin olmanın ve hileli yoldan zenginleşmenin övünülecek bir kavram olarak maalesef hayatımıza yerleştiğini anlattı. Mevcut konjonktürde ahlak kavramının içinin boşaltılarak yeni düzene uygun yeni bir ahlak kavramının oluşturulduğunu, hayata dair kavramların yeniden ve hiç alışık olmadığımız biçimde eski bilinenden farklı olarak inşa edildiğini ve çürümenin bu yaşananların normalleşmeye başladığını düşündüğümüz andan itibaren gerçekleştiğini ifade etti.
Mevcut düzlemde yaşadığımız medyatik kirlenmede gerçekleşen iletişimin de gerçek bir bilgilenme olmaması nedeniyle bu iletişim üzerine sağlıklı bir bilgi yapısı oluşturulamayacağını ifade eden yazar bu ortamda her insanın teki kendinde olan bir iktidara dönüştüğünü açıkladı.
Henüz tamamını okuyamasam da beni son zamanlarda en çok etkileyen kitaplardan biri Zeliha Bürtek’in Sosyal Çürüme isimli kitabı oldu.
Tüm okur ve hemşehrilerimize iyi yıllar dileğiyle.
