Gazeteciler ve gasteciler…

Yazar :

Yusuf Baratalı yazdı:

Sevgili ağabeyim Mustafa Özbesler’in yol açması ile bu sayfadan siz sevgili okurlar ile aramızda bir bağ oluştu. Ben yazı konusunu seçerken genellikle güncel olaylar ile arka planları üzerine yazı yazmaya çalışıyorum.

Son zamanlarda yazılı ve görsel basını takip ederken son 20-25 yılımıza damga vuran derin ayrışma ve kutuplaşmanın bu alanda da çok derin bir hale geldiğini gördüm. Basın dünyası da adeta ikiye bölünmüş durumda; yandaş olanlar ve olmayanlar.

Bu ayrışma bir soruyu da beraberinde getiriyor: Basın taraf tutabilir mi?

Ülke tarihimiz de basın tarihimiz ile paralel bir gelişim gösteriyor. Birinci Dünya Savaşı, Skyes-Picot anlaşması onu takip eden Mondros Silah bırakışması ve Sevr Antlaşması ile Anadolu’nun işgali ve onu izleyen Kurtuluş Savaşı süreçlerini gözümüzün önünden geçirdiğimizde basının önemi ve gücü bir kez daha kendini gösteriyor.

Mütareke basını, Mütareke döneminde Millî Mücadele aleyhinde yayın yapan basına verilen addır. Mütareke basını Ali Kemal, Said Molla, Mustafa Sabri Efendi, Mustafa Neyyir, Mevlânzâde Rifat, Refi’ Cevad Ulunay, Refik Halit Karay ve Ömer Fevzi Eyüboğlu gibi gazeteci ve yazarların, Millî Mücadele’nin verilmesine karşı olan tavırlarını ortaya koydukları basına daha sonradan verilmiş isimdir. Bu yazarlar Damad Ferid Paşa’nın İngiltere ile dostane iş birliğini savunan Hürriyet ve İtilaf Fırkası politikalarını destekler, Türk milleti kavramına antipati duyar, onun yerine Osmanlı halkları fikrinin devam ettirilebileceğini savunur. Türk milletini Anadolu’da yaşayan, sadece tarım ve hayvancılıkla uğraşan, tahsili ve bir zanaati olmayan köylüler olarak tanımlayarak bu insanların Düvel-i Muazzama karşısında varlık gösteremeyeceğini, bu yüzden büyük devletlerle Mondros Mütarekesi çerçevesinde sürdürülen dostane ilişkilerin doğruluğunu savunurlar.[1]

Örnek olarak bunlardan Mustafa Sabri, “İki paralık Mustafa Kemal kuvvetinin baskısına boyun eğerek İngilizlerin, Fransızların ve sair devletlerin İstanbul’dan çekilip gitmelerini ancak Kemalistlerin idam ettiği Türk aklı kabul edebilir” demiştir.[2]

Çok beğenerek izlediğim Yavuz Turgul’un Av Mevsimi filminde deneyimli polis Ferman’ı oynayan Şener Şen deneyimsiz polis Deli İdris’i oynayan Cem Yılmaz’a bakış açısını değiştirmesini öğütlüyor, filmin sonunda vurulan Cem Yılmaz’ın bir işaretinden de bakış açısını değiştirerek cinayetleri ve etrafındaki olayları çözüyordu. Bu nedenle bakış açısı önemli.

Mütareke basını İstanbul’un Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda imzalanan Sevr Antlaşması nedeniyle işgali sonucu ümidi İngiliz, Fransız ya da Amerikan Mandacılığına bağlayan ve muhtemelen de bu güçler tarafından ekonomik olarak fonlanan bir basın grubu idi.

Mütareke basınına göre yukarıda isimleri verilmiş olan yazarlar Damat Ferit’in de teşviki ile Milli Mücadeleyi kötülemişler, asılsız dedikodularla itibar kaybına uğratmaya çalışmışlardır.

Gazi Mustafa Kemal ise daha Manastır Askeri İdadisi’nde öğrenci iken kurdukları Vatan ve Hürriyet Cemiyeti ile bir gazete yayımlayarak ulusal kurtuluşa ilişkin fikir altyapısı oluşturmaya çalışmıştır.

Kurtuluş Savaşı’nın ön hazırlıklarını yaparken Kasım-Aralık 1918’de Minber Gazetesini yayımlamıştır. Kurtuluş Savaşı devam ederken yerli ve yabancı pek çok gazeteci ile görüşmüş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması ile birlikte Hakimiyet-i Milliye, Ulus gibi gazetelerde kendi adı ve müstear adlarla yazılar yazmış, yine bizzat Anadolu Ajansının kurulması talimatı vermiştir. Çünkü Mustafa Kemal gerek savaş öncesi gerek savaş sonrası yaşanan isyanlarda yabancı gazeteci görünümlü ajanların faaliyetlerini yakından takip etmiştir. Mustafa Kemal ticaretin, basının, eğitimin, toplumsal gelişimin hep yerli sermaye ile yapılması ve geliştirilmesine önem vermiştir. Çünkü yerli ve ulusal olmayan basının hangi güdülerle hareket ettiğini, halkı nasıl manipüle ettiğini çok yakından gözlemleme olanağına sahip olmuştu. Bugün hakkında neredeyse Milli Mücadeleyi başlattığı gibi hiçbir somut ve ahlaki veriye dayanmayan bir tez üretilen Osmanlı Padişahı Vahdettin’in Mustafa Kemal ve silah arkadaşları hakkında hazırlattığı idam fermanı ve bunu yayımlayan mütareke basını gazeteleri İngiliz uçakları ile havadan Anadolu’ya atılmıştır.

Vatanperver Anadolu basını da işbirlikçi, işgalcilere yol gösteren, işgali ve emperyalizmi cici gösteren İstanbul’un mütareke basını da tarihte hak ettikleri yerleri almışlardır.

Sayın Cumhurbaşkanı bir süre önce bir Amerika Birleşik Devletleri ziyareti yaptı. ABD yetkilileri ve uluslararası kuruluşlarla çeşitli toplantılar yapıldı. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın uluslararası basın önünde gazetecilerin sorularını cevaplarken nerede ne yapacağı pek belli olmayan Trump Sayın Cumhurbaşkanı’na dönerek İlişkileri hakkında “Haksız bir şekilde sürgünde olduğum dönemde bile devam etti, ki hileli seçim sonucuydu” dedi. Hemen ardından işaret parmağıyla Erdoğan’ı göstererek, “Hileli seçimleri herkesten daha iyi bilir” dedi.

Bu olayın yaşandığı zaman diliminde ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ‘Erdoğan 71 yaşına geldi. Türkiye bir demokrasi ama otoriter gibi. Başkan Trump dahice bir şekilde ‘çözüm olarak ona meşruiyet vermeliyim’ dedi. Şu an bu oluyor. Bence bunun sonucunda büyük değişiklikler göreceksiniz’ dedi.

Satır aralarını okumayı ve polisiye okumayı seven biri olarak bu iki açıklama beni çok ciddi şekilde rahatsız etti. Birincisi şu anda dünyayı yöneten liderlerin ortak özellikleri sanki bir parça sıralısı olmaları ve her zaman çok dengeli tavırlar sergilememeleri. Buna rağmen ABD Başkanı Trump Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na ‘hileli seçimleri herkesten iyi bilir’ dedi. Bu aslında anlamı için çok kafa yorulmayacak kadar açık bir cümle.

İkincisi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na sunulan güven mektubunun kabulü ile göreve başlamış olan, aslında ABD’nin bir memuru olan, Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın ağzından ABD Başkanı’nın Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın meşruiyetini tartışmaya açmasıdır.

Bu yazının özeti de budur. Basın öyle bir kuvvetin ki ülkemin Cumhurbaşkanı’na hileli seçimin yakıştırılması ve meşruiyetinin tartışmaya açılmasını bile, istisnaları hariç, hiç bir basın kuruluşu özellikle göstermez ve uğradığımız uluslararası hakaret yanımıza kısa günün karı olarak kalır.

Bu yazıyı okurken AKP iktidara geldiğinden bu yana el değiştiren basın kuruluşlarını, bu el değiştirmeye devlet bankaları tarafından verilen kredileri, vatandaşın 1000 TL’lik borcuna bankalar haciz uygularken bu kuruluşlara verilerek geri ödenmeyen kredileri, Cem Uzan’ın gazete ve televizyonu ile nasıl kısa bir sürede parti kurarak 2002 seçimlerinde 3. Parti olduğunu aklınızda tutmanızı dilerim.

John Davison Rockefeller hani şu yeryüzünün gelmiş geçmiş en zengin adamı olarak ünlenen, petrol ve çelik ve banka imparatoru 98 yaşında, artık pilinin bittiği günlerde yatağa düşmüş. en iyi hastanelerde en ünlü doktorlar, hemşireler, hasta bakıcılar etrafında pervane. Oğulları “biricik babalarının” üzülmemesi, mutlu olması için sahibi oldukları büyük gazetelerden birine talimat vermişler. Her gün baba Rockefeller için tek (evet tek) bir nüsha gazete basılıyormuş. Haberiyle, köşe yazarları ile, hava durumu, ekonomi, dış politika, sanat kültür, spor, magazin sayfalarıyla sahici bir gazete.

Baba Rockefeller her sabah gazetesini okumuş, ölene kadar mutlu, çok çok çok mutlu olmuş ve anlaşılan mutlu ölmüş.

Nasıl mutlu olmasın?

Gazetesinde profesyonel gazetecilerin hünerle hazırladıkları, adeta gazetecilik show’u yaptıkları haberlerinde? Mesela- ABD başkanının ağzından bir demeç yayınlanıyor. Başkan ülkesinin en değerli ve bilge adamının John Davison Rockefeller olduğunu belirtiyor.

Ekonomi sayfasında yurttaşların rakip bankalardaki tasarruflarını çekip bütün paralarını Rockefeller’in Citi Group ve J.P.Mmorgan- Chase bankalarına yatırdıkları; rakip bankaların birbiri ardına çöktüğü bildiriliyor. Teksas’taki petrol sondajlarında Rockefeller’lerin Standart Oil şirketine ait kuyulardan petrol fışkırırken, rakip şirketlerin kuyularından tuzlu su çıkıyor…

Borsada Rockefeller hisseleri tavan yaparken, rakip şirketler çöküş yaşıyor…

Siyasette demokrat parti son seçimde tarihin en büyük yenilgisini alırken cumhuriyetçiler parlamentonun neredeyse tamamını kazanıyor…

Spor sayfasında baba Rockefeller’in tuttuğu beyzbol takımı rakip takımla oynadığı derbi maçında rakibi perişan ediyor.

Gazetenin yıldız falında baba Rockefeller’in burcu için sağlık ve afiyet tahminleri ballandırılarak anlatılıyor.

Rockefeller özel gazetesini okuya okuya mutlu ölmüş.

Günümüzde de durum pek değişmiyor. Bir yanda günümüzün Rockfeller’larını memnun etmek için yalan yazan, görmediğini görmüş gibi yazan, gitmediği toplantıyı oradaymış gibi anlatan, parayla haber yapan, maması kesilince kendisini o güne kadar besleyenlere saldırmaya başlayan pembe gazete yazarları diğer yanda da Yunan işgaline ilk kurşunu atan Hasan Tahsin, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Turan Dursun gibi doğruluk uğruna hayatını feda eden zengin ama itibarsız ve huzursuz kalem efendileri.

Selam olsun yolumuzu yazıları ile aydınlatmış olan gazeteci ve düşünürlere.

Yazıyı bu defa şair siyasetçi Bülent Ecevit’in bir sözü ile bitirelim:

‘Namuslu bir hikayen varsa seni kimse satın alamaz.’

Benden de bir kısa öneri; gördüğünüzü, doğrulattığınızı yazmak namuslu ve haysiyetli bir üsluptur.

Etiketler :
Kategori :
GenelaGündemaSiyaset

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir