Atatürk’ü Anmak mı ? Anlamak mı?

Yazar :

Halil Nadas yazdı:

“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır,
fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
Mustafa Kemal Atatürk

1938’den Bugüne, Geleceğe Uzanan Bir Sorumluluk

Her yıl 10 Kasım sabahı saat dokuzu beş geçe, Türkiye’nin dört bir yanında hayat birkaç dakikalığına durur. Siren sesleri yükselir, insanlar saygı duruşuna geçer, gözler dolar, kalpler burkulur. Ancak sirenler sustuğunda, bir sessizlik çöker… İşte o sessizlikte sormamız gereken bir soru vardır:
Atatürk’ü gerçekten anlıyor muyuz, yoksa sadece anıyor muyuz?

Atatürk’ü anlamak, bir ritüeli yerine getirmek değildir. O’nu anlamak, onun gibi düşünmek, onun gibi üretmek, onun gibi yorulmak ama asla pes etmemek demektir. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir savaş kahramanı değil, bir milletin yeniden doğuşunu mümkün kılan fikir ve inanç adamıdır.

1938 Türkiye’si: Yokluk İçinde Büyük Bir Diriliş

1938 yılına dönelim…
Atatürk’ün aramızdan ayrıldığı o günlerde Türkiye, henüz 15 yaşında genç bir Cumhuriyet’ti.
Kurtuluş Savaşı’nın ardından savaş yorgunu, ekonomik olarak yıpranmış ama geleceğe umutla bakan bir ülke vardı.
Okuma yazma oranı düşüktü, sanayi yeni yeni filizleniyordu, yollar, köprüler, fabrikalar inşa ediliyordu. Ama bu tablo, karanlık değil, tam tersine bir uyanışın fotoğrafıydı.

Çünkü Cumhuriyet’in ilk yıllarında her şeyin temeli yeniden atılıyordu:
Eğitim seferberliğiyle köy okulları açılıyor, kadınlar seçme ve seçilme hakkını kazanıyor, laik ve bilimsel bir hukuk sistemi kuruluyor, üretim ve kalkınma hamleleri başlıyordu.
Atatürk, yalnızca düşmanı yenmekle kalmadı; cehaleti, yoksulluğu ve umutsuzluğu da yenmeyi başardı.
O’nun mücadelesi, bir kurtuluşun ötesinde bir yeniden inşa hareketiydi.

Bugünün Türkiye’si: Kazanımlar ve Sınavlar

Bugün, 2025 Türkiye’sinde; Cumhuriyet’in temelleri üzerinde yükselen güçlü bir ülke var.
Bilim, teknoloji, sağlık, ulaşım, sanayi ve eğitim alanlarında büyük mesafeler katedildi.
Dünyayla entegre, genç ve dinamik bir nüfusumuz var.
Ancak her kazanım, beraberinde yeni bir sorumluluk getiriyor.

Çünkü Atatürk’ün bıraktığı miras, yalnızca korunmak için değil; geliştirilmek ve çağın ötesine taşınmak için vardır.
Onun “muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkma” hedefi, bir son değil, sürekli bir yürüyüştür.

Bugün, savaş meydanlarında değil, bilimin, ekonominin, adaletin, çevrenin ve dijital dünyanın alanlarında yeni mücadeleler veriyoruz.
Atatürk’ü anlamak;

  • Fikri özgürlüğü korumak,
  • Kadın-erkek eşitliğini savunmak,
  • Bilimi rehber edinmek,
  • Çalışmayı bir erdem olarak görmek,
  • Cumhuriyet’in değerlerini gelecek kuşaklara aktarmak demektir.

Eğer bunları yapmazsak, 10 Kasımlar yalnızca birer geleneksel tören olarak kalır.
Oysa Atatürk, bizden tören değil; sorumluluk bekliyordu.

Geleceğin Türkiye’si: Yorulmadan, Pes Etmeden

Atatürk’ün vizyonu, yalnızca 20. yüzyıla değil, geleceğin Türkiye’sine de ışık tutuyor.
Bugün yapay zekâ, uzay teknolojileri, yenilenebilir enerji ve dijital dönüşüm çağındayız.
Yeni dünyanın rekabet alanı artık bilgi, yaratıcılık ve üretim.
Bu nedenle, Atatürk’ün “en büyük eserim” dediği Cumhuriyet, sadece bir yönetim biçimi değil, yenilikçi bir düşünce biçimidir.

Geleceğin Türkiye’si; sorgulayan, üreten, adaletli, çevreye duyarlı ve bilimin ışığında ilerleyen bir toplumun omuzlarında yükselecektir.
Bu da Atatürk’ün mirasını ezberleyerek değil, yaşayarak ve geliştirerek mümkündür.

Bugünün gençleri, bu mirasın hem koruyucusu hem de taşıyıcısıdır.
Atatürk’ün “Bütün ümidim gençliktedir” sözü, bir temenni değil, bir görev çağrısıdır.
Yorulabiliriz, hata yapabiliriz ama asla pes etmemeliyiz.

10 Kasım, Yeniden Başlama Günüdür

10 Kasım, yalnızca bir yas günü değil; bir aynaya bakma günüdür.
“Biz, Atatürk’ün ideallerine ne kadar yakınız?” sorusunu sorma günüdür.
Onun bize bıraktığı miras; geçmişle övünmek için değil, geleceği inşa etmek içindir.

Evet, Atatürk öldü; ama düşünceleri, idealleri ve mücadele ruhu yaşamaya devam ediyor.
O, bize sadece bir geçmiş değil, bir gelecek bıraktı.
Ve o geleceği kurmak, bugün bizim elimizde.

Tıpkı onun gibi,
Yorulacağız, ama asla pes etmeyeceğiz.


Etiketler :
Kategori :
GenelaGündemaSiyaset

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir